Munzam Zarar (Aşkın Zarar) Nedir? Munzam Zarar Davası

Munzam Zarar (Aşkın Zarar) Nedir

Borçlunun, borcunu zamanında ödememesi ve bu nedenle temerrüde düşmesi halinde temerrüde bağlı kimi sonuçlar ortaya çıkar. Temerrüdün sonuçları genel sonuçlar ve özel sonuçlar olarak ikiye ayrılabilir. Genel sonuçlar borçlunun; borcunu aynen ifası yükümlülüğü, gecikme tazminatı, beklenmedik halden sorumluluğu iken özel sebepler ise borçlunun munzam zarar ve temerrüt faizinden sorumlu olmasıdır. Belirtmek gerekir ki temerrüt faizi ve munzam zarardan dolayı sorumluluk yalnızca para borçları için geçerlidir. Para borcu dışındaki borçlar için borçlu, temerrüt faizi ve munzam zarardan sorumlu tutulamaz.

Bu yazımızda borçlunun temerrüdü nedeniyle para borcuna ilişkin munzam zarardan doğan sorumluluğu incelenecektir.

1. Munzam Zarar Nedir?

Munzam zarar (aşkın zarar) en kısa ifadesiyle alacaklının, borçlunun temerrüdü nedeniyle, uğramış olduğu ve temerrüt faizi ile giderilemeyen ek zararıdır. Alacaklı borçlunun para borcu nedeniyle temerrüde düşmesi halinde herhangi bir ispata gerek kalmaksızın temerrüdün sonuçlarından olan temerrüt faizine başvurabilir. Ancak temerrüt faizi götürü tazminatı mahiyetinde olup her zaman borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının zararını karşılamaya yetmeyebilir.

Alacaklının, borcun zamanında ödenmemiş olunması nedeniyle uğramış olduğu zarar kimi durumlarda temerrüt faizi ile karşılanamayacak boyuttadır. İşte böyle durumlarda alacaklı uğramış olduğu ve temerrüt faizi ile giderilemeyen zararlarının tazminini munzam zarar adı altında isteyebilir.

Munzam zarar, Türk Borçlar Kanunu’nun 122. Maddesinde aşkın zarar başlığı ile düzenlenmiştir. Madde metnine göre;

“Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

Kanun koyucu munzam zararı temerrüt faizini aşan zarar olarak değerlendirmiştir.

2. Munzam Zarar Şartları

Alacaklının munzam zarar tazminatına başvurabilmesi için kimi şartların bir arada bulunması gerekir. Bunlar, borçlunun para borcu nedeniyle temerrüde düşmesi, temerrüt faizini aşan bir zararın bulunması, temerrüt ile temerrüt faizini aşan zarar arasında illiyet bağını bulunması ve borçlunun temerrüde düşmesinde kusurunun bulunmasıdır.

2.1. Borçlunun Para Borcu Nedeniyle Temerrüde Düşmesi

Borçlunun para borcu nedeniyle temerrüde düşmesi, borçlunun vadesi gelmiş bir para borcunu haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödememesi durumunda ortaya çıkar. Türk Borçlar Kanunu’na göre (TBK m.117 vd.) temerrüt, borçlunun borcunu ifada gecikmesi anlamına gelir ve bu durumda borçlu temerrüt faizi ödemekle yükümlü olur.

Para borcunda temerrüdün oluşabilmesi için öncelikle borcun muaccel olması, yani vadesinin gelmiş olması gerekir. Ayrıca kural olarak alacaklının borçluya bir ihtarda bulunması gerekir. Ancak borcun ifa zamanı taraflarca belirlenmişse veya borcun niteliğinden vade açıkça anlaşılıyorsa, borçlu vade gününün geçmesiyle birlikte kendiliğinden temerrüde düşer; bu durumda ayrıca bir ihtara gerek yoktur.

2.2. Borçlunun Temerrüdü Nedeniyle Munzam Zararın Bulunması

Kanuni düzenlemede de yer aldığı üzere munzam zarar tazminatı için alacaklının temerrüt faizi ile giderilemeyecek bir zarara uğramış olması gerekir. Başka bir deyişle, borçlunun para borcunu zamanında ödememiş olması nedeniyle alacaklının uğramış olduğu ek bir zararın söz konusu olması gerekir. Dolayısıyla alacaklının uğramış olduğu bu zarar temerrüt faizi ile karşılanabiliyorsa munzam (aşkın) zarardan bahsedilemez.

Munzam zarar çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Örneğin borçlunun borcunu zamanında ödememiş olması nedeniyle, alacaklının başka şahıslara olan borcunu ödemek için üçüncü bir kişiden daha yüksek faiz ile borç almak zorunda kalması. Bu durumda ortaya çıkan ek zarar munzam zarardır.

2.3. İlliyet Bağı

Munzam zarar tazminatının bir diğer şartı alacaklının uğramış olduğu ek zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Alacaklının uğramış olduğu zarar ile borçlunun temerrüdü arasında herhangi bir ilgi yoksa aşkın zarardan bahsedilemez. İlliyet bağı hayatın olağan akışına göre objektif bir şekilde tespit edilmelidir. Dolayısıyla alacaklının uğramış olduğu zarara borçlunun temerrüdünün yol açmaya elverişli olması gerekir.

2.4. Borçlunun Temerrüde Düşmesinde Kusur

Her ne kadar borçlunun temerrüdü ve temerrüt faizinden sorumlu tutulabilmesi için kusur şartı aranmamaktaysa da munzam zarar tazminatı için borçlunun temerrüde düşmekte kusurunun bulunması gerekir. Borçlar Kanunu’nun 122/1. Maddesinde de borçlunun kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe munzam zarardan sorumlu tutulacağı belirtilerek munzam zarar tazminatının kusura dayalı bir tazminat olduğu belirtilmiştir. Zira borçlu temerrüde düşmesinde kusuru bulunmadığını ispat etmesi halinde munzam zarar tazminatından sorumlu tutulamayacaktır.

Hemen belirtelim ki borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispat etmek alacaklının sorumluluğunda değildir. Kanuni karine ile borçlunun temerrüdünde aksine ispat olmadıkça borçlunun kusurunun bulunduğu kabul edilmektedir.

3. Munzam Zararın İspatı

Munzam zararın ispat yükü alacaklıya aittir. Alacaklı, borçlunun temerrüdü nedeniyle uğramış olduğu zararın temerrüt faizi ile karşılanamayacak ölçüde büyük olduğunu somut delillerle ispat etmelidir. Alacaklının alacağına geç kavuşması karşısında munzam zarara uğradığı iddiasını salt enflasyon, paranın değer kaybı veya döviz kurundaki artışlara bağlaması ispat açısından yeterli değildir.

Yargıtayın geçmiş dönemdeki içtihatlarında da ekonomik gelişmelerin munzam zarar iddiasını ispatlamaya tek başına yeterli olmadığı, bu nedenle başkaca delillerle desteklenmeyen munzam zarar davasına ilişkin tazminat isteminin reddedileceği belirtilmiştir. Buna karşın son dönemdeki Yargıtay içtihatlarında munzam zararın ispatı için somut delillerin aranmadığı, soyut ispatın yeterli olduğu, borçlunun temerrüdü halinde alacağın temerrüt faizi ile karşılanamayacak boyutta değer kaybetmesinin munzam zararın varlığı yönünde karine teşkil edeceği ve bu nedenle aksini ispat etme yükünün borçluya düştüğü belirtilmiştir.

4. Munzam Zarar Davası

Munzam Zarar Davası

Munzam zarar davası, borçlunun para borcunu süresinde ifa etmemesi nedeniyle temerrüde düşmesi sonucunda, alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zararının tazmini amacıyla açılan bir davadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca, para borcunun ifasında temerrüde düşen borçlu, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Ancak alacaklı, bu faiz oranının kendi gerçek zararını karşılamadığını ispat ettiği takdirde, faiz dışında kalan zararın da borçlu tarafından tazmin edilmesini talep edebilir.

Munzam zarar davasında ispat yükü alacaklıya aittir. Alacaklı, uğradığı zararın yasal veya sözleşmesel faiz oranını aştığını somut verilerle ortaya koymak zorundadır. Bu kapsamda, yüksek enflasyon oranları, piyasadaki reel faiz oranları, döviz kurlarındaki değişimler veya paranın satın alma gücündeki azalma gibi ekonomik göstergeler delil olarak ileri sürülebilir. Ayrıca, alacaklının parayı zamanında tahsil edememesi nedeniyle üçüncü kişiden yüksek faiz oranı ile kredi çekmiş olması gibi durumlarda munzam zarar kapsamında değerlendirilir.

Munzam zarar davası, genel hükümlere göre açılır ve alacaklı tarafından, borçlunun temerrüde düştüğü tarihten itibaren uğradığı fiili zarar miktarının belirlenmesi talep edilir. Mahkeme, davacı alacaklının sunduğu deliller ışığında zarar miktarını tespit eder ve temerrüt faizi dışında kalan kısmın borçlu tarafından ödenmesine karar verebilir.

5. Munzam Zarar Nasıl Hesaplanır?

Munzam zarar hesaplaması, borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının uğradığı zararın yasal veya sözleşmesel temerrüt faizini aşan kısmının tespiti esasına dayanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca, borçlu temerrüde düştüğünde alacaklıya faiz ödemekle yükümlüdür; ancak alacaklı, zararın bu faizle karşılanamayacak ölçüde fazla olduğunu ispat ederse, bu ek zararın da tazminini talep edebilir. Bu bağlamda, munzam zararın hesaplanması, alacaklının fiilen uğradığı ekonomik kaybın objektif veriler ışığında belirlenmesi suretiyle yapılır.

Munzam zarar hesaplamasında öncelikle, temerrüt süresi boyunca uygulanabilecek yasal veya sözleşmesel faiz oranı belirlenir ve bu orana göre faiz tutarı hesaplanır. Daha sonra, alacaklının aynı dönemde maruz kaldığı reel zarar miktarı tespit edilir. Bu zarar, genellikle enflasyon oranı, paranın satın alma gücündeki azalma, piyasa faiz oranları, döviz kuru farkları veya alacaklının parayı zamanında tahsil etseydi elde edebileceği kazanç imkânları dikkate alınarak belirlenir.

Munzam zarar, bu iki değer arasındaki farktan ibarettir. Yani, alacaklının fiilen uğradığı zarar, temerrüt faizinin karşılayabileceği tutardan fazla ise, aradaki fark munzam zarar olarak kabul edilir. Hesaplama yapılırken somut olayın özellikleri, ekonomik koşullar, para biriminin değeri ve temerrüt süresi dikkate alınır. Gerekli görüldüğünde mahkeme, zararın gerçek miktarını tespit edebilmek amacıyla bilirkişi incelemesine başvurabilir.

6. Munzam Zarar Zamanaşımı

Munzam zarar tazminatı on yıllık zamanaşımına tabidir. On yıllık zamanaşımı süresi alacağın muacceliyeti tarihi itibariyle başlar. Zamanaşımı süresinin geçmesi alacağında munzam zarar davasındaki tazminat talebi borçlunun zamanaşımı yönündeki def’isi ile karşılaşabilir ve bu durumda munzam zarar tazminat talebi mahkemece reddedilebilir.

Av. Ramazan Bayram